Kalem Adası İzmir’in Dikili ilçesinde denizcilerin saklı cenneti Bademli köyü kıyılarında bulunuyor ve toplam 480.000 m2 alana sahip. Ana karaya uzaklığı 450 metre olan adanın Midilli adasına uzaklığı sadece 13 deniz mili kadar.
Köye biri Dikili, diğeri ise Çandarlı’ dan olmak üzere iki farklı yönden gidilebiliyor. Her iki yol da deniz tarafında olduğu için, köye varana kadar manzara izleyenleri büyülüyor. İlk olarak Çandarlı’ dan geliyorsanız eğer, hiç bir zaman keskin virajların ardında çıkacak olan manzarayı kestirmek mümkün olmuyor. Her yeni dönemeç , egenin farklı tonda mavilerini gözler önüne serip şaşırtabiliyor yolcuyu.
Dikili’ den yolculuk sakin ve deniz manzaralı olarak geçiyor. 10 dakika süren araba yolculuğu, bisikletle 25 dakikaya kadar çıkabiliyor. Bir kaç zorlayıcı yokuştan sonraki inişler, ege denizinden gelen iyotu rahatça ciğerlerinize çekip rahatlamanız ve bir sonraki yokuşu tırmanmak için enerji depolamanıza yetiyor zaten.
Bundan 10 sene öncesine kadar köyde sadece kadınların girebildiği -kadınlar kahvesi- de bulunuyordu. Ancak bu sene çekime gittiğimde gördüm ki, aynı kahvenin yerinde bir bakkal açılmış. Eh tabi kadınların kahveye gidip boşa harcayacakları vakit yok ki. Sabahın ışıklarıyla birlikte uyanıp bakacağı çocukları, gideceği tarla, temizleyeceği ev, pişireceği yemek dururken , kahve nasıl dolacak???Ancak yine de böyle bir girişimde bulunup , fikirlerini hayata geçirmeleri çok hoş.
Koruk ( olgunlaşmamış üzüm) şurubu, yapanlar korukları ya komşu köylerden veya komşu bahçelerden temin ediyorlar. Sadece Temmuz-Ağustos aylarında koruk oluştuğu için , koruk şurubu yapımı süresi de 2 ayla sınırlı. O yüzden bu şurubu içmek isteyenlerin bu aylarda Bademli köyüne uğramaları gerekiyor. Genellikle bisiklet turum sırasında, ve dönüş yolunda uğradığım kahvelerde içtiğim koruk suyu gerçekten insanın içini ferahlatıyor. Hele de mevsim kavuran Temmuz- Ağustos ayları olursa…
Unutturulmaya çalışan eski şuruplarımız, şerbetlerimiz
Şimdilerde koruk suyu yerli ve yabancı turistlere ,köyün merkezinde yan yana sıralanmış olan köy kahvelerinde sunuluyor. Önceleri koruk şurubu evin hanımları tarafından yapılıyormuş. Eğer bir evde şurup yapılacaksa, komşu evlerden diğer hanımlar da gelip yardım ederlermiş. Ancak günümüzde imece usulü olarak yardımlaşma da ortadan kalkmış. Eskiden koruk suyu mevsimi dahi heycanla beklenirmiş. Ancak şimdilerde çocuklar gazlı suni içeceklerle tanışıyor. Aynı çocukların anneleri de tarhanasını evde yapmak yerine hazır çorbaları alıp 10 dakikada akşam yemeği hazırlayabiliyor. Zaman hızlı geçiyor dediler, yetişelim tren kaşıyor dediler, öyle böyle olsun dediler, hep bişeyler dediler…Ve bu dış sesler o kadar yükseldi ki, artık içimizdeki öz sesimizi duyamıyoruz sanki…
Çok değil sadece 150 sene önce sokaklarda satılan, müselles (kaynatıldığında gaz kabarcıkları çıkmadan, köpürmeden önce ısıtılıp, üçte ikisi uçup üçte biri kalan üzüm suyu ), tükenmez şıra (ayva, elma, armut, muşmula gibi çeşitli meyvaların toprak küplerde aralarına kuru üzüm konarak bekletilmesi ile elde edilen içecek. Eskiden şıranın hazırlandığı küplerin alt kısmında bir musluk olur ve içecek olduktan sonra bu musluktan alınırdı. Boşalan meyva kadar, küpün üzerinden su ve meyva ilave edilerek bu içeceğin devamlı olması ve uzun süre içilmesi sağlanırdı. Tükenmezmiş gibi gelen içeceğin ismi de burdan gelmektedir .), pelverde ( çeşitli meyvaların koyu kıvama gelinceye kadar kaynatılması ve daha sonra süzülmesi ile meydana getirilen koyu içecektir. İçim sırasında bir miktar pelverde su ile sulandırılarak içilir. Ayrıca ekmek üzerine sürülüp marmelat olarak da yenebilir. Pelverde, bir hazırlamadan sonra uzun süre dayandığı için özellikle ramazan aylarında sofralardan eksik olmaz idi. ) çeşitlerimize ne oldu da, şimdiki nesil bunlardan birini dahi bilmiyor, dahası küçümsüyor…Kendi değerlerinden böylesine uzaklaşan bir nesli yetiştiren annelerin de eski geleneklerini unutması çok sıradanmış gibi görünüyor.
Evlerde yapılan koruk suyu bahçedeki odun ateşinde büyükçe bakır kazanlarda kaynatılarak yapılıyor. Koruk birkaç saat kaynatıldıktan sonra, ağaca asılı olarak bezin içinde süzülmesi bekleniyor. Daha sonra süzülen su yeniden kaynatılıyor ve renginin kırmızı-bordoya dönmesi bekleniyor. İşte tam bu sırada, suyun içine tat vermesi için şeker ( eskiden muhtemelen farklı tatlandırıcılar atılıyordu)konuyor. Biraz daha kaynatılan suya koku vermesi için hindişah otu katılıyor. Annemin memleketi Seydişehir’ de ise koku vermesi için ıtır, amber, çubuk tarçın katılıyormuş.
Kaynadıktan , tadını ve kokusunu aldıktan sonra , bardak içinde köpürtülerek karşımıza gelen koruk suyunun rengi de inanılmaz güzellikteydi. Mideye, göze, burna hitap eden bu içeceğin, Osmanlı sarayında sultanların sofralarını taçlandırması da beklenmeyecek bir şey değildi elbette…
Anadoluda bağcılık geleneği M.Ö. 3500 yıllarına kadar gidiyor
Eskiden Anadolu’ da üzümün yetiştirildiği pek çok bağda koruk şurubu yapılıyordu. Üzümü pek çok gıda maddesi olarak değerlendiren Anadolu insanımız, yıllar geçip batılılaşınca! unuttukları pek çok değeri gibi bu alışkanlıklarını da unutmuş.
Üzüm yetişticiliği için en uygun iklim koşuluna sahip birkaç ülkeden biri olan Anadolu topraklarında, bağcılık geleneği bilinen M.Ö. 3500 yıllarına kadar gitmektedir. Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki; bilinen en eski üzüm yaprağı fosili, günümüzden 130 milyon yıl öncesinde bulunmuş. Dolayısiyle insanoğlunun üzümden faydalanışının pek eskilere dayandığını söylemek yanlış olmaz.
Arap tıp bilgini İbn Butlan tarafından sağlık üzerine yazılmış olan el kitabı Takvim es-sıhha’ dan alınan bir resimde görüldüğü gibi (yandaki resim), ortaçağ Avrupası’ nda, üzümün suyundan faydalanmak için üzümler toplanıyor ve işleniyor. Dönemin önemli yiyeceklerinden olduğunu burdan da anlaşılıyor. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, o dönemlerde hem Osmanlı sayay mutfağında, hem de avrupanın çeşitli mutfaklarında koruk suyu yaygın olarak kullanılmakta idi. Kimi zaman sosların içine, kimi zaman ekşi ihtiyacı olan yiyeceklerin içine koruk suyu katılmaktaydı.
Üzüm kimi zaman- daha üzüm olmadan evvel- koruk şurubu olarak karşımıza çıkar, kimi zaman korukların iyice ezilmesi ile koruk suyu olarak salatalarımıza veya yemeklerimize tat katar. Limon sitrik asit olup yüzümüzü ekşitir, sirke asetik asittir ve genzimizi yakan bir tadı vardır. Koruk suyu ise ikisinin arasında bir yerde duran asit oranı ile ağızda yakıcı bir tat bırakmaz. Ayrıca koruk suyu temiz su ile karıştırılarak içtiğinde kurdeşene de iyi geldiği söylenmektedir.
Dönüş yolunda Yahşibey (Eldebir) köyü
Bademli’ ye gidiş yolunda sol tarafta tabelada yazan “Yahşibey” ismi dikkatimizi çekmişti. Dönerken de bu köye uğramadan edemedik. Dik yokuşun ardından sessiz köyün içinde dolaşır bulduk kendimizi. Annem soru soracak birine bakınıyordu, ben ise köy evlerinin doğal düzensiz dizilişinden kopan düzgün mimari yapıyı takip etmeye başlamıştım. Atık annem soru soracak birini görse dahi ben duracak halde değildim. Gördüğüm değişiklik beni çok meraklandırdığı için gözümü yoldan ve duvarlardan alamıyordum. Kısa bir süre sonra ise bu yapısal değişimin sebebi karşımıza çıkmıştı. Emre Senan Tasarım Vakfı tarafından inşa edilen bu yapıda sonradan öğrendiğimiz kadarıyla 15 günlük dönemlerde Güzel sanatlar yerleşkesinde çeşitli bölümlerde okuyan öğrencilerle birlikte atolye çalışmaları yapılıyormuş.Atolyeyi daha yakından görmek için dik ve yüksek merdivenlerden tırmandık ( çıktık diyemiyorum:) ) , güzel sanatlar havasını solumuş olduğumdan dolayı ortam yabancı gelmemişti bana. Dağın dik yamacına kurulu olan yörük köyü içersinde, belki farklılık yaratmak adına , belki de sanatçı adaylarının vizyonlarını genişletmek adına , yaratıcılığın kendisi o bölgeye taşınmış.
Köyde halk geçimini zeytinliklerinden topladıkları zeytinlerin ve zeytinyağının satışı ile sağlamaya çalışıyor. 13. yüzyılda Balıkesir Savaştepe Bölgesi Türklerin hâkimiyetine geçmesiyle, Karaman bölgesinde yaşayan Türklerin Oğuz boyundan olan yörük ve türkmen aşiretleri Savaştepe’ ye yerleşirler. Yazları ise yöre halkı Yahşiköye göç ederek çadırlarda yaşamakta idi. Şimdiki köy halkı, Osmanlı zamanında yörüklerin yerleşik düzene geçmesiyle ilgili padişah fermanı çıktıktan sonra bölgeye yerleşmiş olan halktır.
Işıl Erol